Tuncay Akgün

Tuncay Akgün

30 yıla yakındır Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan, çeyrek asrı aşan bir süredir de Cumhuriyet Kitap Eki’nin Yayın Yönetmenliği’ni yürüten Turhan Günay edebiyatımızın en büyük tanıklarındandır.
Hakkında herhangi bir suçlama bulunmamasına rağmen geçmişte bir dönem vakıfta sadece üye olarak yer aldığı için tutuklu olan Turhan Günay, 9. Kadıköy Kitap Günleri’nde “Onur Ödülü”ne layık görülmüştür.
“Kitaplara çok yumuşak dokunur Turhan Günay. Her bir satırın arkasındaki emeği düşünür. Yazmanın zorluklarını bilir. Ama romantikleştirmez kitap-okur ilişkisini. Anlayışlıdır yazarlara karşı. Ama yazıya sevgisi olanla, sevilmek için yazanı hemen ayırır birbirinden. Çalışanı, üreteni, direneni, devineni gözünden tanır. Kirin-çamurun onlara değmemesi için, yollarını nefesiyle temizler gerekirse. Türküleri sever. Ama türkülerin çanına ot tıkayanla aynı masaya oturmaz. Turhan Günay’ın oturduğu masa, dünyanın bozuk zeminine meydan okur. Bir de masalların, atasözlerinin, kelimelerin hikayelerini bilir. Bitkileri de, kelimeleri de köklerinden tanır. Ne zaman, nereye doğru boy vereceklerini anlar. Şu anda onu demir parmaklıkların ardında tutanlar, bir cesaret otursalar karşısına, onlara da adalet nedir, hukuk nedir, özgürlük nedir, vicdan nedir anlatır. Dediler ki “içeride” sakal bırakmış Turhan Abi. Bir an önce çık da birlikte berbere gidelim koca adam. Berberle sohbeti de sen başlat, arkada çalacak türküyü de sen seç.” (Yekta Kopan)
“Babam Turhan Günay, Cumhuriyet gazetesindeki diğer yönetici ve yazarlarla birlikte Silivri’ye hapsedildiği ilk günlerde, kısıtlamalar dahilinde yaşadıkları en büyük sıkıntının ‘kitap edinememe’ olduğunu söylemişti. Kendilerini ziyarete gelen herkese dert yandıkları ilk konu bu olmuştu. Hayatları bir şekilde okuma üzerine kurulmuş bu insanların, halihazırda yaşadıkları haksız tutukluluğu zindan cezasına çevirmekten başka bir şey değildi yapılan ve doğal olarak buna itiraz ediliyordu. Hele 26 yıldır Cumhuriyet Kitap Eki’nin yayın yönetmenliğini yapan babam söz konusuysa, kitap okumanın kendisi için ne kadar hayati bir konu olduğunu anlatmama, bilmem gerek var mı?… Gazetede yayımlanan yılbaşı mesajında bile ‘tutuklu babam’, Cumhuriyet Kitap’taki köşesinde yıllarca tekrarladığı temennisini dile getirmişti: ‘Bol kitaplı günler’…” (Elif Günay)
“Turhan Günay, sadece Cumhuriyet Kitap’ın bir editörü değil, çok daha fazlası olarak, 1990’ların başından bugüne yirmi beş yıldan fazla bir sürede oluşan, oluşmakta olan Türk Edebiyatı’nın, romanı, öyküsü, şiiri, eleştirisi ve düşünce dünyası içinde olmak üzere Türk Edebiyatı’nın tanığıdır. Ama bu tanıklık, izlenime dayalı bir tanıklık değil, çeyrek asırlık bu süreçte, günümüz Türk edebiyatında ortaya çıkan yazar ve şairlerin birçoğunun gelişimlerinin ve oluşumlarının vücuda gelmesini takip eden ve bu edebi vücudun açığa çıkmasını görünür kılan fiili bir tanıklıktır. Bu bakımdan, Turhan Günay, sadece Cumhuriyet Kitap’ın değil, sözünü ettiğim çeyrek yüzyıl diliminde ortaya çıkan şair ve yazarların yaratıcılıklarının tanığı ve editörü oldu. Eğer Cumhuriyet Kitap, geriye doğru incelenip irdelenir ise, yaratıcılıkta belli eşikleri geçmiş ve belli bir poetik kimlik kazanmış her yazar ve şairin, gelişimlerinin bu uğrağında, istikrarlı bir şekilde tanıtıldığı görülür. Başka bir deyişle Cumhuriyet Kitap’ın yirmi beş yıllık bu sürecinde ortaya koyduğu yayın poetikasında bir matematik, bir doğa söz konusudur. Sözünü ettiğim bu matematik ve doğa Turhan Günay’ın editörlüğünün sözünü ettiğim ayırıcı özelliğin nedensellik biçiminde gerçekleşmesini sağlar.
Günay’ın editörlüğünün bir diğer ayırıcı özelliği de, tam bu noktada ortaya çıkar. Türk edebiyatı ortamında, belli yazın ve şiir çevrelerinin, kendi çevrelerinde yer alan yazar ve şairlerin öne çıkmasına yönelik bir eğilimi ve çabası vardır, kuşkusuz öznel-örgütlenmenin doğası gereği. Belli bir şair veya yazar etrafında toplanmalar her dönemde söz konusu olmuştur. Bu çevreler veya bu türden buluşmalar, kuşkusuz edebi örgütlenmelerin inşa alanıdır. Ancak dönemler geçtikçe söz konusu toplanmaların özne merkezi de değişir. Şairlik de, yazarlık da bu türden toplanmalarla değil, ayırıcı yaratıcılıkla ıralıdır. Kuşkusuz Turhan Günay da, bir editör olarak söz konusu şiir ve yazın çevrelerini yakından izler, takip eder. İşte, sözünü ettiğim ikinci özellik, tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Günay, bu çevreleri yakından izlemesine, bu toplanmaların oluşumuna yakından tanık olmasına rağmen, editörlüğü, bu çevrelerden etkileme eğiliminden bağımsızdır. Başka bir deyişle birbirinden farklı ideolojik ve poetik anlayışlara sahip yazar ve şairler, Günay’ın editörlüğünün sığası içinde, Cumhuriyet Kitap’ta yer bulagelmiştir.
Cumhuriyet Kitap, kuşkusuz sorumluluk yükü ve çevresi fazla olan bir kitap ekidir. Sadece bugünün yazarlarının gelişimine tanıklık eden bir yayın organı değil, aynı zamanda geçmiş kuşakların, yani kimlikleri belli verimlerin de tanıtım alanını oluşturur. Bu duruma, geçmiş ile bugün arasındaki denge kaygısı denilebilir. Ama bu durum, çok daha başka bir bilinç ve duygu durumuyla alakalıdır; ulusal edebiyatın devamlılık tarzı içinde vücuda geldiği, geleceği bilinci ve duygusuyla. Bu durum da, bize, bir başka tarihsel gerçekliği hesaba katmamız gerektiğine işaret eder. Turhan Günay, bugün artık hayatta bulunmayan Behçet Necatiğil, Fethi Naci, Memet Fuat, Melih Cevdet, Yaşar Kemal, Can Yücel, Gülten Akın, Ahmet Oktay gibi şair ve yazar kuşağının yanında ve etrafında bulunmuş, onların dünya ve edebiyat algısıyla yetişmiş, görgü eğitimini onların yanında kazanmış bir editördür.
Kuşkusuz Cumhuriyet Kitap gibi bir dergi editörlüğü ile yayınevi editörlüğünü birbirinden de ayırmak gerekir. Yayınevi editörlüğü, yapıtın ve yazarlığın daha çok içsel ve mahremiyet alanında olup bitenle ilgilidir; dergi editörlüğü ise, dışsal alanda olup bitenle, yazarın kamusal alanda vücut bulma süreciyle ilgilidir. Yazar veya şairin gelişimini izlemek, takip etmek ayrı bir şeydir, onun sözcülüğünü yapmak ayrı bir şey. Bu ayrım, bir tür olarak editörlük ile eleştiri arasındaki ayrımı dile getirir. Tuhan Günay’ın, Cumhuriyet Kitap’ın kimi sayılarında yer alan söyleşileri ve bu söyleşilerdeki soruları, incelenip irdelenir ise, onun, bir beğeni dile getirip sınırı göstermekten çok, bir gelişimi ve onun olanaklarını takip ettiği görülür.
Burada önemli bir katkının da altını çizmek gerekir. Bilindiği gibi, yukarıdan beri sözünü ettiğim, edebiyatımızın son yirmi beş yılı, şiirin ilgisini yitirdiği, diğer türlerin gerisine düştüğü bir dönemi oluşturur aynı zamanda. Bu durumun, dünyanın diğer ülkelerinde şiire gösterilen ilgi durumuyla bakışımlı olduğu da sık sık dile getirilir. Türk edebiyatı ortamında, bu anlamda bir kan kaybı yaşanmamış ise, bunun bir nedeni de Turhan Günay’ın yönetimindeki Cumhuriyet Kitap olagelmiştir. Turhan Günay, Cumhuriyet Kitap’ın olanaklılığı içinde, şiirin, şiir dergisi okurlarından daha büyük bir kesime tanıtılmasının yolunu açtı.
Editör, yaratıcılıktaki gelişimi izler, eleştirmen ise verimin sınırlarını gösterir. Cumhuriyet Kitap, bir tanıtım dergisinden fazla olmuş ve eleştirinin zeminine belli bir mesafede durmuş ise, bu durum, Turhan Günay’ın editörlüğünün bir cisimleşmesi, bir vücuda gelmesi durumudur. Günay, denge politikalarından çok, genel olarak ulusal edebiyatın devamlılığı olgusunu hesaba katan ve bu görgüyü bir yaklaşım biçimi edinen, bugün hayatta olmayan o eski editörler kuşağının son temsilcisi, son kimliğidir.
Turhan Günay, bu satırların yazarı olarak benim de şair ve yazarlığımın oluşum sürecinin en önemli editörlerinden biri olmuştur; tıpkı kuşağımın diğer şair ve yazarlarının, yazarlık ve şairliklerinin oluşum süreçlerinin nasıl harcı olmuş ise. Turhan Günay, bizim ağabeyimizdir.” (Yücel Kayıran)

MY SESSIONS

Show Buttons
Hide Buttons